Akp, Ağzındaki “Açılım” Baklasını Yine Çıkartmadı
İçişleri bakanı Akp’li Sayın Beşir Atalay (bundan sonra kısaca Akp diyeceğim ) önceden duyurulduğu üzere bugün Açılım’la (yazı boyunca proje demeyi uygun buluyorum) ilgili olarak bir açıklama yapacağını iletmişti.Cumhurbaşkanı’nın “iyi şeyler olacak” demesiyle başlayan bu süreç, halen yanıtsızlığını koruyor, Akp bugün de beklenen açıklamada yine hiçbir şey dememeyi tercih etti…Ne yapmak istediklerini söylemek dışında her şeyi söylüyorlar ?!
Düşünün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne ilk kez, dün gerçekleşen Zafer Bayramı etkinliklerinde Türkiye’deki tüm askeri birliklere ait 60 sancak Ankara’daki gösterilere katıldı .Milletin paniğe kapılmaması için ordu her türlü birleştirici tavrı sergileyeceğini, tersini düşünenlere karşı da Türkiye’nin tüm birliklerinin bu konuda seferber edileceğini bir kez daha gösterdi…
Ama akp kuşku yaratmaya devam ediyor…
Anayasa hukuku dersi almamış olmama rağmen, akp sayesinde bu konuyu da takip eder olduk; “Müslüman Cumhurbaşkanı”nın göreve getirilebilmesi için cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi¹ ,kamusal alanda türbanın serbestliği ² , askeriyeye tabi tüm görevlilerin barış zamanlarında dahil diğer mahkemeler (ağırlaştırılmış ceza mahkemeleri) tarafından yargılanabilmesi³ konularındaki anayasa değişikliklerini hayata geçirdiler….
Şimdi de yeni projeleri gündemde; anladığım kadarıyla Akp’nin de projenin içeriği hakkında bilgisi bulunmuyor.Bildikleri tek şey “emrin büyük yerden” geldiği…Akp’nin son dönemdeki çabasında iki şey var :Sürekli bu projenin bir “devlet politikası” olduğu vurgulanıyor; yani karşı çıkılamaz olarak gösterilerek muhalefet psikolojik baskı altına alınmaya çalışılıyor ve Akp bu proje’yi uygulayan bir emir kuluymuş gibi bu sürecin sorumluluğunu devletin diğer kurumlarına da atıyor, onları da bu projeye bulaştırıyor.Bir nevi emperyalizmin devlet içindeki birimlerdeki işbirlikçiliğini yaparak diğer güçleri de bu projeye angaje etmeye çalışıyor.
Tüm muhalif örgütleri gezmelerinden bir nabız yoklaması yaparak ileriki adımlarını buna göre belirleyeceklerini düşünüyorum.Çünkü Akp bugüne kadar bu tip hassas konuları hep oldu bittiye getirdi, gece yarısı yasa değişiklikleri yaptı, türban yasasının uygulamasında topu rektörlere attı…Buradaki amac toplumsal mutabakatın sağlanması olsaydı Akp önce kafalardaki şüpheleri , soru işaretlerini giderirdi…Çok net olarak T.C Anayasası’nın değiştirilemez maddelerinin tartışmaya açılamayacağını beyan ederdi…
Akp, Mhp’nin de ifade ettiği Mondros Mütarekesi yıllarındaki gibi bir siyaset izliyor.Bakalım emredenler ne kadar ileri gidecekler…Ve milletin tepkisi ne olacak, göreceğiz…
¹“Bugünkü netameli referandumun başı, cumhurbaşkanlığı seçimine dayanıyor. AKP, cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ü göstermişti ama TBMM oturumunun açılabilmesi için 367 milletvekilinin Meclis’te hazır bulunması gerektiği ortaya çıkmıştı. AKP, bu sayıyı TBMM’ye toplayamayınca, işte bu halk oylamasını gündeme getirecek yola girdi. AKP tarafından hazırlanan ve Anavatan Partisi’nin de desteklediği anayasa değişikliği teklifi 10 Mayıs’ta 376 oyla Meclis’te kabul edildi. Yasaya göre, cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek; görev süresi beş yıl olacak ve aynı kişi ikinci kez aday olabilecek. TBMM seçimleri de 4 yılda bir yapılacak.
Yasada 11. Cumhurbaşkanının seçilmesi hedef alınmıştı. Bu yasa 376 oyla geçtiği için dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, referandum yoluyla kabul edilip edilmemesi tercihinde bulunmuştu.
SİİRT SEÇİMİNİ HATIRLAYIN
Hükümet bu yasayı aynı zamanda bir seçim taktiği olarak devreye sokmuştu. Cumhurbaşkanını halka seçtirme kararı, halkın duygularını okşayan bir tavırdı. 22 Temmuz seçimlerinde AKP bu tutumu ile halktan ciddi bir destek de almıştı. Fakat; bu yasa daha sonra hükümetin ayağına takılan pranga haline geldi. İşte orada da MHP devreye girip AKP’nin yanlışını düzeltmede yardımcı oldu ama; yasanın eksikliklerini gidermek; başlatılan referandum sürecini yok saymak da mümkün değil.
TBMM’de, MHP’nin de desteği ile 11. Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül seçildi. Halbuki gümrüklerde oy kullanan on binlerce insan, 11. Cumhurbaşkanını halk seçsin diye oy verdi.
Bu yüzden halk iradesini hiçe sayma durumu meydana geldi. Bu referandum, değiştirilen yasaya göre yapılmakla Meclis çoğunluğu bile bile hata işlemiştir. Bu tutumun hata olduğunu geçmişte yaşadığımız bir örnek ortaya koymuştur. Hatırlatıyoruz: Siirt’te 700 seçmeni olan Doğanköy halkı, 2002 kasımında yapılan genel seçimlerde protesto etmek için oy kullanmadılar diye Yüksek Seçim Kurulu Siirt seçimlerini iptal etmişti. Başbakan Erdoğan da iptalden sonra yapılan seçimlerde Meclis’e girmiş; bu noktalara gelmişti. Şimdi ise gümrük kapılarında kullanılmış on binlerce oy var. Bu oylar; yasanın son haline değil, ilk haline göre verilmiştir. Eğer Siirt’te çok önemsiz bir oy miktarı için seçim iptal edildi ise bu referandumun da haydi haydi iptal edilmesi gerekir.
Fakat burası Türkiye’dir; burada yasalar ve TBMM güçlünün istediği biçimde çalışır; çarklar böyle döner.” Detaylar için Rıza Zelyurt’un En saçma referandum başlıklı yazısına bakabilirsiniz.
²“”Anayasasının 10′ncu maddesinin dördüncü fıkrasına “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiştir. Böylece 10′ncu madde 4′ncü fıkrası “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” şeklinde değişmiştir.”
Anayasanın 42′nci maddesinde “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlığı altında; kimsenin, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı hakkı düzenlemiştir.
2. madde değişikliği ile 42′nci maddeye eklenen 7′nci fıkra şöyledir:
“Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”
“
Uygulamadaki yanlışlar için Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği’nin “ANAYASA’YA AYKIRI ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ” başlıklı bildirisini inceleyebilirsiniz.
³ Bu konuyu Fikret İlkiz’in “5918 Sayılı Yasanın Hali Neydi Ne Oldu” başlıklı yazısı özetliyor…
CMK’nun 250’nci maddesinin değişen (3) fıkrası: [3] Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim [(hâli dahil) (bu iki kelime madde metninden çıkarıldı ve yerine)] hâlinde askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
İşte maddede “hali dahil” ibaresi yerine “halinde” değişikliği asıl tartışmaları yaratan ve asker kişilerin savaş ve sıkıyönetim dışında ve barış zamanında sivil yargıda yargılanmasına neden olan değişiklik budur. Daha geniş olarak biraz önce ilettiğim adrese bakabilirsiniz.

RSS - Posts